
Konut sektörü altın çağını yaşıyor… Özellikle büyükşehirlerde birbiri ardına yeni projeler yükseliyor.. Mevcut durumdan genel itibarıyla herkes memnun: Tüketici yeni (sıfır) ev sahibi olabiliyor, inşaat firmaları uygun planlama ve doğru adımlarla para kazanıyor, inşaatla ilintili onlarca sektör canlı tutuluyor, ekonomik göstergeler “iyi” oluyor, yüzbinlerce kişi istihdam ediliyor vs. Listeyi uzatmak mümkün..
Peki bu canlılıktan canı yananlar da var mı? Mesela emlak sektörü? İkinci el oto piyasasındaki daralma nasıl galericileri olumsuz etkiliyorsa,, konut piyasasının ikinci elindeki daralma da emlak sektörünü öyle etkiliyor bence.
“Otomobil firmaları uygun koşullarda sıfır araç sattıklarında galericiler kan ağlıyor. İnşaat firmaları da uygun koşulla sıfır daire satınca emlakçılar da mı kan ağlıyor?” diye düşünürken, işi ehline sorayım dedim.
İstanbul Umum Emlak Komisyoncuları Odası ikinci başkanı Nizameddin Aşa’yı aradım. 07 Şubat 2010’da yapılacak genel kurul için yoğun bir tempoda çalışan Aşa, kırmadı bir iki sorumu yanıtladı. Yaptığımız görüşmeden edindiğin bilgiye göre öncelikle emlakçılar yeni konut projelerinden rahatsız değil. Bilakis ne kadar çok konut yapılırsa portföyün o kadar genişleme imkanı var.
Ancak asıl sorun inşaat firmalarının satış ofisleri oluşturarak ürünü tüketiciye direkt sunuyor olması. inşaat firmalarının her biri birer emlakçı gibi davranıyor. Hal böyle olunca da sayıları yüzbinleri bulan emlakçılar bu büyük pastadan hak ettikleri payı alamıyor. Nizameddin Aşa, Toki ve Kiptaş’ın da aynı şekilde kendi projelerini pazarladığını belirtiyor ve ekliyor: “mevcut durumdaki tek sıkıntımız, zincirde yer alamamamız”
Bir başka merakım da büyük emlak şirketleri ile müstakil emlakçılar arasındaki rekabetin durumuydu. Aşa’ya onu da sordum. “İlk bakışta, süper marketler ile bakkallar arasındaki kıyasa benzer bir durum gibi değerlendirilse de işin aslı öyle değil.” dedi Aşa. Yani isimden kaynaklanan haksız bir rekabetten söz edilmiyor. Buradaki en önemli sorun, franchising (başka bir firmaya sözleşmeyle verilen ürün ve hizmeti, üretme ve satma yetkisi) sistemiyle çalışan emlakçılardaki kalifiye eleman sıkıntısı. Zira işin büyüsüne kapılarak sektöre giren onlarca kişi ve o emlakçılarda çalışanların büyük bir bölümü konuya tam anlamıyla vakıf değil. Bu tip firmalarla müstakil emlakçılar arasında bir rekabetten ziyade iş bölümü yapılıyor. Daha doğrusu çoğu zaman franchising sistemiyle çalışan emlakçılar, müstakil emlakçılardan “destek” talep ediyor. Bir başka deyişle “işi öğrenmeye” çalışıyor.
Yaklaşık 4-5 yıl kadar önce, konut kredilerinin ilk kez yüzde 1 sınırına yaklaştığı dönem, çok ciddi bir hareketlilik vardı, ikinci el konut piyasasında. Şu an aynı hareket sıfır konut piyasasında. Ve anlaşılan o ki emlakçılar ikinci el konut satışının patladığı o günleri çok özlüyor..